Birinci Bölüm:
Âlemlerin Rabbine hamdolsun, ben şehadet ederim ki, Salihlerin dostu olan Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki, yüce ahlak sahibi Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, O’nun kulu ve elçisidir. Allahım, peygamber Efendimize, tertemiz ailesine, davetinin emanetçileri, ordusunun komutanları olan mübarek ashabına salat ve selam buyur. Bizden ve onlarda razı ol. Ey Âlemlerin Rabbi olan Allahım bizi cehalet ve şüphelerin karanlığından, ilim ve marifet nuruna çıkar, arzuların kuyusundan, cennetine ulaştır.
İlim Ve İnsan Hayatındaki Yeri:
Mümin kardeşlerim, bir önceki hutbede Kuran’ı Kerim’in insanları, ahlakî ve aklî değerlere göre sınıflandırdığından bahsetmiştik. Yani insanlar Kuran’da, akledenler ve etmeyenler, iyiler ve kötüler, temizler ve kirliler, Müminler ve kâfirler, bilenler ve bilmeyenler şeklinde sınıflara ayrılmışlardır.
Müminler değerli kardeşlerim, Rablerinin hidayet verdiği, onları karanlıklardan aydınlığa çıkardığı kullardır. Kafirler ise, karanlıklar içinde, yolunu şaşırmış hayvanlar gibidirler.
Rasulullah (s.a.v.) akıl ve din arasında bir bağ kurmuş ve aralarındaki ilişkiyi şöyle açıklamıştır:
(( إنما الدين هو العقل ، ومن لا دين له لا عقل له ، ومن لا عقل له لا دين له ))
“Din akıldır, dini olmayanın aklı da yok demektir, aklı olmayanın da dini olmaz.”
Kardeşlerim, ilim, ondan başkasını da seçme şansı bulunan bir meslek değildir, ilim almamayı tercih etme gibi bir lüks yoktur. Aksine ilim zorunlu bir ihtiyaçtır ve insanın dünya ve ahirette mutluluğuna vesiledir.
Buradan da anlaşılıyor ki, ilim talep etmek her Müslüman üzerine farzdır. Tıpkı İbn Mace’nin Rasulullah (s.a.v.)’den naklettiği hadiste zikredildiği gibi.
İlim talebi Müslümanın üzerine farz olduğuna göre, bunun önemi ortaya çıkmaktadır. Zira Müminin ilmin kaynakları arasında saf, temiz olanları, tatlı, şifa veren, insanı canlandıran bilgileri tercih etmesi, belirleyip öğrenmesi gerekir. Nitekim Rasulullah (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur:
(( عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ قَالَ إِنَّ هَذَا الْعِلْمَ دِينٌ فَانْظُرُوا عَمَّنْ تَأْخُذُونَ دِينَكُمْ ))
“Muhammed b. Sirin şöyle diyor: “İlim dindir, O zaman dininizi kimden aldığınıza dikkat edin”
[ Müslim ve Darimi ]
Kardeşlerim, İslamda ilim doğrudan hedef değildir, o gerçek hedefe götüren bir vesiledir. Bu yüce hedef, kişiyi hayat yorgunluğundan kurtarıp gerçek saadete, cehennem çukurundan cennet bahçesine, Allah’ın gazabından rızasına ulaştırır. İlim, seni cehaletten marifet kıyısına, sıkıntıdan mutluluğa götüren bir sandaldır. Cehaletin bulunduğu yerde kalmaya devam ettiğin zaman, o sandalın bir manası yoktur. Bu durumda o sandala binmenin bir faydası olmaz.
Bu yüzden Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
(( تعلموا ما شئتم ، فو الله لن تؤجرا حتى تعملوا بما علمتم ))
“Dilediğinizi öğrenin, Allah’a yemin ederim ki O, ilminizle amel etmediğiniz sürece ecrinizi vermeyecektir.”
Yine buyuruyor ki:
(( كل علم وبال على صاحبه مالم يعمل به ))
“Bütün ilimler, onunla amel etmeyen kişiye vebaldir.”
(( وأول من تسعر بهم النار يوم القيامة ، عالم لم يعمل بعلمه ، وأندم الناس يوم القيامة عالم دخل الناس بعلمه الجنة ودخل هو بعمله النار ))
“Kıyamet günü ilk cehenneme girecek olanlar, ilmiyle amel etmeyen alimlerdir. Kıyamet günü en pişman kişiler, insanlar ilmiyle cennete girerken, ilminden dolayı cehenneme giren alimlerdir.”
Kardeşlerim, Kumeyl (r.a.) şöyle diyor:
“Ali b. Ebi Talib (r.a.) elimden tuttu ve beni çöle götürdü. Çöle ulaştığımızda derin bir iç çekti ve şöyle buyurdu:
“Ey Kumeyl, insanların kalpleri kaplara benzer, gönülleri bir kap gibidir, en hayırlı gönül, kapasitesi fazla olan ve içindekini en iyi koruyabilendir. Benden duyduğun sözü aklında tut, insanlar üç kısımdır; Rabbani âlimler, kurtuluş için ilim tahsil edenler ve her rüzgârın peşine takılan ahmak kimseler ki bunlar ne ilmin nuruyla aydınlanır, ne de sağlam bir direğe sığınabilirler. Ey Kumeyl onlardan biri olmaktan sakın.
İlim maldan hayırlıdır. Çünkü ilim seni gözetir, korur ama malı sen korursun. Mal, harcamakla azalır ama ilim infak etmekle artar. İmin faydası bakidir, malın faydası ise bitmesiyle yok olur gider.
Ey Kumeyl, bilgiyi elde etmek, adeta dindir ki Allah Teâlâ’ya giden yol, onunla bulunur. İnsan, yaşarken onunla itaat elde eder; ölümünden sonra da iyilikle, hayırla anılır. İlim hâkimdir, malsa hüküm altındadır, mağluptur.
Ey Kumeyl! Malların hazinedarları hayattayken helâk olurlar. Âlimler ise, zaman (dünya) var oldukça bakidirler. Kendileri kayıp olsa da eserleri kalplerde mevcuttur. (Göğsüne işaret ederek) Onu taşıyanları bulabilsem, işte çok büyük miktarda ilim buradadır. Bulurum fakat o kişi dini, dünya menfaatleri için kullanabilir, Allah’ın nimetleriyle kullarına, hüccetleriyle dostlarına üstünlük taslayabilir; ya da hakkı taşıyanlara uyabilir, ancak o meyilde bir basireti olmayabilir, şüpheden rahatsızlık olması sebebiyle kalbinde kuşku doğabilir. Bilmiş ol ki, ne bu ne de şu! Ya da o, lezzet düşkünü, şehvetinin sözünü dinleyen veya (malı) toplamaya ve saklamaya tutkun biri de olabilir… Bunların hiçbiri, hiçbir konuda dini koruyanlardan değildir. Onlara en çok benzeyen, otlayan develerdir. İlim, taşıyanlarının ölümüyle işte böyle ölür.
Ey Kumeyl, yeryüzü, ister açık ve meşhur olarak, ister gizli ve bilinmeyen bir şekilde Allah’ın delillerinin iptal olmaması için, asla boş kalmaz. Allah’a yemin olsun ki, onu ayakta tutan kişiler, sayıca en az olanlar, Allah katında en büyük değere sahip olanlardır. Allah onları denk olanlara emanet edinceye ve benzerlerinin kalplerine ekinceye kadar korur. İlim, onlarla basirete ulaşıncaya, onlar, yakîn imanla temasta bulununcaya kadar artar. O kimseler, bolluk içinde yaşayanların zor bulduklarını, kolayca bulurlar. Cahillerin tiksindikleri şeylerle samimi, dünya ile yüksek mertebede arkadaş olurlar.
Ey Kumeyl, Onlar Allah’ın yeryüzündeki halifeleri, dininin davetçileridir. Ah onları görmeyi ne kadar arzuluyorum.”
Kardeşim, âlim ol, ilim talebesi ol, faydalanan ol, seven ol ama sakın beşincisi olma. Yoksa helak olursun. Zira Rasulullah (s.a.v.) böyle buyurmuştur. Yine başka bir sözü de şöyledir:
“İlim öğrenin, zira ilim öğrenmek Allah’a yaklaşmaktır, bilmeyene ilim öğretmek sadakadır. İlim, sahibini şeref ve yücelik makamına çıkarır. O, dünya ve ahirette kişinin ailesi için de bir süstür.
Ey Ebu Zer, Allah’ın kitabından bir ayet öğretmen, senin için yüz rekât namaz kılmandan daha hayırlıdır. İlmin bir konusunu bilmeyen bir kişiye öğretmen, bin rekât namaz kılmandan daha hayırlıdır.
Kim ilim talebiyle bir yol tutarsa, Allah onun yolunu cennete ulaştırır. Melekler ilim talebesine, hoşnutlukla kanatlarını sererler. Muhakkak ki âlim için göklerde ve yerde bulunanlar istiğfar dilerler. Hatta denizdeki balıklar bile. Âlimin abide (ibadet eden kişiye) üstünlüğü, ayın dolunay halinin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Şüphesiz ki âlimler nebilerin varisleridir. Nebiler dinar veya dirhem miras bırakmazlar. Onlar sadece ilmi miras bırakırlar. Kim bu mirası alırsa çokça nasip almış demektir. Âlimin ölümü musibettir, telafisi imkânsız bir kayıptır, zira bir kabilenin yok olması, bir âlimin vefatından daha ağır bir hadise değildir.”
Kardeşlerim, ilim talep edin, mallarınızı ve evlatlarınızı onun önüne geçirmeyin, bildiklerinizle amel edin.
Beş vakit namaza dikkat edin, çünkü namazların her birinin arası sizin için bir temizliktir.
Cuma namazını muhafaza edin. Çünkü onun İslam’da eşsiz bir hikmeti vardır. Onun hikmeti hutbesindedir. Çünkü Cuma hutbesi, zikir ve marifete yaklaşmanı, İslam’ın kaynakları, Kuran, Sünnet, Peygamber Efendimizin hayatı, ashabın sözleri ile bağlantı kurmanı sağlar. Nitekim Rasulullah da öyle buyurmuştur.
Ebu’l-Cad ed-Damri Rasulullah’tan şöyle nakletmiştir:
(( من ترك ثلاث جمع تهاونا بها طبع الله على قلبه ))
“Kim üç kez Cuma namazını önemsemeyerek terk ederse, Allah onun kalbini mühürler.”
Bir rivayette de: “Kalbinde siyah bir nokta oluşur” şeklinde geçmektedir.
Sanki o İslam’ın arkasından iş çeviren kişi gibi olur.
Başka bir hadiste ise şöyle buyruluyor:
Usame (r.a.), Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
(( من ترك ثلاث جمعات من غير عذر كتب من المنافقين ))
[ أخرجه الطبراني في المعجم الكبير ]
“Mazeretsiz olarak üç kez Cuma namazını terk eden kişi Münafıklar arasına yazılır.”
Değerli kardeşim, Cuma namazını kılıyorsan, onu tam olarak eda et. Onu tam kılmak için erken git. Erken gitmenin hikmeti, hutbeyi tamamen dinleyip ondan faydalanmaktır.
Ebu Hureyre (r.a.) Rasulullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu naklediyor:
(( من اغْتَسَلَ يوم الجمعة غُسْلَ الجنابة ، ثم راح فكأنَّما قَرَّب بَدَنَة ( ناقة ) ، ومن راح في الساعة الثانية ، فكأنَّما قرَّبَ بقرة ، ومن راح في الساعة الثالثة ، فكأنَّما قرَّبَ كَبْشا أقْرَنَ ، ومن راح في الساعة الرابعة ، فكأنَّما قَرَّبَ دَجاجة ، ومن راح في الساعة الخامسة ، فكأنَّما قرَّب بيضة ، فإذا خرج الإمام حضرتِ الملائكةُ يستمعون الذِّكر ))
“Cuma günü gusledip ilk saatlerde namaza giden, bir deve kurban edip sadaka olarak dağıtmış gibi sevaba kavuşur. Daha sonra gelene bir inek; ondan sonra gelene bir koç, bundan da sonra gelene bir tavuk kesip sadaka olarak dağıtmış kadar sevap verilir. En son gelene de yumurta sadaka sevabı yazılır. İmam hutbeye çıkınca, melekler de, sevap yazmayı bırakıp hutbeyi dinler.”
[ Buhari ve Müslim ]
Başka bir rivayet de şöyledir:
(( فإذا صعد الخطيب المنبر طويت الصحف وجلست الملائكة تستمع ))
"İmam hutbe için minbere çıkınca, sahifeler dürülür, melekler oturur ve hutbeyi dinlerler.”
Allah Teala da şöyle buyurur:
﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ * فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ * وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْواً انْفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِماً قُلْ مَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ * ﴿
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfünden nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz. (Durum böyle iken) onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayakta bıraktılar. De ki: “Allah’ın yanında bulunan, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
[ Cuma Suresi: 9-11 ]
Mümin kardeşlerim, İlim insan hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Gelecek Cuma günü inşallah, Allah Teala’nın almamızı istediği faydalı ilimden, ona ne zaman erişebildiğimizden ve ilim sahibi kimsenin ilimden nasıl faydalanabileceğinden bahsedeceğiz.
Değerli Kardeşlerim, hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekin, Rabbinizle aranızdaki her şeyin kıymetini bilin ki mutlu olasınız, bilin ki ölüm meleği başkaları için bizi es geçti, fakat gün gelecek bizim için başkalarını es geçecek, bu yüzden hep tetikte olalım. Akıllı olan nefsini alçaltır, ölüm sonrası için çalışır, aciz olan ise, nefsine ve hevasına uyar ve Allah’tan bekler durur.
Alemlerin Rabbine hamdolsun
İkinci Bölüm:
Âlemlerin Rabbine hamdolsun, Ben şehadet ederim ki Salihlerin dostu Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Peygamber Efendimiz O’nun kulu ve elçisidir, O yüce bir ahlak üzeredir.
Allahım bizi hidayet verdiğin, afiyette kıldığın, dost edindiğin kulların arasına kat. Bize verdiklerini bereketli mübarek kıl. Yarattıklarının şerrinden bizi koru. Muhakkak ki sen hak olana hüküm verirsin ve senin aleyhinde hüküm asla verilmez. Allahım bize bahşet, yasaklama, bize ikram et, bizi yetersiz kılma. Bizleri kendine kul olarak seç, razı olmamıza yardım et ve sen de bizden razı ol. Allahım yüzlerimizi soldan koru, bizi muhtaç olmak ile sınama, çünkü biz yarattıklarının şerrini isteriz ve bahşedilenlerin hamdını gerçekleştirmek, yasaklananların kınanması ile sınanırız. Sen her şeyin üzerinde bahşedensin. Yerlerin ve göklerin tüm hazinesi senin elindedir.
Allahım bizi salih amellerle hidayete erdir, senden başka hidayet verecek yoktur. Kötü amellerden bizi koru, zira senden başka bizleri koruyacak olan yoktur.
Alemlerin Rabbine hamdolsun
Tercüme eden: MERVE KARAARSLAN